Salı, Ağustos 07, 2007

google: göz ve kulak

arkitera blog'da rastladım pcworld sitesinde google earth'de karşılaşılan bir dolu garip imaj yayımlanmış... bütün görüntüler insanın hayretini artırsa da içlerinden bir kaç görüntü için verdikleri detay nasıl söylesem, aha işte oldu dedirtiyor bana: google earth bazı bölgeler için görüntü çözünürlüğünü artırmaya başlamış... söz misal bu şirin fillerin, ormanın orta yerinde dolaşan bu vahşi hayvanların yanına bir insan yanaşamazken, uzaktan fotoğraflamak için bile kırk takla atarken, google'ın bu akıllara ziyan servisi her ayrıntıyı bizlerle paylaşıyor...
burada ilginç olan, hayatımda gördüğüm en güzel hayvanların bu müthiş fotoğraflarının yayınlanması değil tabii. üstü açık mekanlarda bulunduğumuz sürece biz insanoğlu da aynı muameleyle yüzyüzeyiz. peki biz 'fil'miyiz? biraz düşünmem gerek...
üstelik herkesin kullanımına yavaşça açılan bu teknoloji kabaca söylersem en azından bir otuz yıllık geçmişe sahip. kullanıla kullanıla suyu çıkarıldıktan sonra bizim önümüze atılıyor. güzel di mi...
izleme mevzusu çokça tartışılan bir konu. herkesin aşağı yukarı bir fikri oluşmuş durumda. istanbul'a yerleştirilen güvenlik kameralarının nimetlerinden faydalandıkça taraftar sayısını artırıyor üstelik. bilgisayarım çalındığında polise giriş kapısını gören bir güvenlik kamerası yok mudur diye ısrarla sorduğumu hatırlıyorum:)
izlemenin insan hayatına yapabileceği etkileri anlatan devlet düşmanı filmi vardı. ilk izlediğimde pek bir bilim kurgu havası vermese de hadi canım bu kadar da olmaz diyerek kalkmıştım ekran başından. bir de bu işin dinleme yönü var tabi. ülkemizde hala yürürlükte midir bilmiyorum ama istihbatın mahkemeden çıkardığı her vatandaşın telefonunu dinleme kararı var. bu dinlemelerden daha çok devlet büyüklerimiz etkileniyor. iki sene önce yayınlanan bu makalede ilginç dinleme hikayeleri anlatılmış. hasan celal güzel'in tepkisi müthiş. artık bu da iş görmezse oynamanın vaktidir herhalde:
"Hasan Celal Güzel de dinlenmeye karşı "küfür" formülünü geliştirmiş. CHP'nin iktidara gelmesiyle birlikte İçişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı'ndan "kızağa" alınır Hasan Bey. 60 kişiyle aynı odada tek telefonu paylaşan Güzel, telefonların dinlendiğinden şüphelenince, telefon konuşmasına, "Beni dinleyenin de, konuşmamı banda alanın da, bandı çözenin de, ona bu emri verenin de, çözülen bant metnini okuyanın da..." diye okkalı bir küfür sallayarak başlarmış. Bir gün kendisini dinleyen görevli kapısını çalmış ve "Ben emir kuluyum" diyerek kendisine küfür etmemesini istemiş. Hasan Bey de, küfürleri sıralarken, "dinleyenin de..." demekten vazgeçmiş."

Pazartesi, Temmuz 30, 2007

pollock denemesi

20. asır sanatı ilginç geliyor bana , her daim bu da sanat mı be abicim diyesim gelebilir yada vays be adamlar neler yapmış şeklinde hayretler içinde kalabilirim. sanki biraz boş vakti bol adamların can sıkıntılarını giderme uğraşısı gibi düşünüyorum. hani pisuarı sanat eseri diye sergileyen bir adam vardı ya neydi onun adı, neyse işte, bu amcaya babasından iyi bir miras kalmış ve sonra bu arkadaşımız vay annem buldum parayı saldırayım sağa sola diye düşünmektense oturup hesap kitap yapmaya başlamış, kaç yıl yaşarım, şu kadar harcasam bana bu para kaç yıl yeter gibisinden ve sonunda yaptığı hesaba uyup ömrü boyunca sıradan bir insanın harcayacağı kadar para harcayıp hiç çalışmadan daha doğrusu para etmesi gereken işlere kafasını yormadan yaşamış. e şimdi biz bu abinin işlerini sanat eseri olarak izleyince doğal olarak hayretler için de kalmakla umursamamak arasında gidip geliyoruz.
jackson pollock denen değerli sanatkârımız da böyle gibi. hani hertürlü hollywood filminde bir ressamı anlatırken atölyesinde boş tuvallere kutudan boya fırlatan abileri gösterirler ya, hah işte o boya fırlatma sahnelerini ilk gerçekleştiren amca bu pollock. değerli olması da bana soran olursa ilk olmasından geliyor. işte bu sanatçımız zamanında uğraşmış kendini çok zorlamış bu boyaları sıçratacam diye ama şimdi flash denen program sayesinde otomatik bir sıçratma makinası oluşturmuşlar internette, pollock adına. işte bu da benim denemem, bu kadar lafı şunu göstermek için yaptım yani.


sitenin adı jacksonpollock.org aslında bir blogda görmüştüm adresi ama bir hayli vakit harcamama rağmen hangi blog olduğunu bulamadım, bulur
bulmaz ekleyeceğim...
* çok uzun bir süre oldu ama buldum nerede gördüğümü. wanadoonun link havuzu yazısında görmüşüm. geç oldu biraz...

Cuma, Temmuz 20, 2007

22 temmuz ve sonrası





en yakın tahmini yapanın laptop kazanacığı haber7'nin seçim tahmininde şu listeyi yazdım;

akparti: %43.8
chp: %23.6
dp: %6.2
gp: %7.3
mhp: %9.3
saadet: %3.1
diğer: 9

önceden böyle tahminlerde bulunmamıştım. aslında laptop lafını duymasam yine yapmazdım. son günlerde kullandığım emektar laptopla o derecede muhabbet eder hale geldim ki yeni bir laptop hayali tembel zihnimi harekete geçirmeye yetiyor.

Salı, Mart 06, 2007

savaş ve doğunun orta yeri

bu yazının aylardır boğazıma düğümlenen son cümleleri içermesi gerekir. güç gösterisi savunmasız insanların kapısına dayandıkça hayat anlamını yitiriyor. hiç bir cümle bir anlam ifade edemiyor. insanlık geri çekiliyor ve bir izleyiciden başkası olamayan dünya hızının da hazzının da kölesi oluyor.



lübnan'da çocukların yaşadıkları gündemden düşeli çok oldu. birçok defa başka yerlerde başka insanlarla gündeme girdi bu acı ve alışkanlık misali farkına varamadan çekildi kendi köşesine, bir daha döneceğini bağıra bağıra...

" Ben bu yüzyılın bütün insanlarını, ki buna ben de dahilim, son derece zavallı buluyorum. Tarih kitapları çok muhtemel ki bu yüzyılın insanları için tek bir cümle edecek: Öyle bir yüzyılda yaşadılar ki, sadece zulme uğrayanlar temiz kalabildi!" gökhan özcan